Teknolojinin yaşamımızın her alanına müdahale ettiği bir zamanda yaşıyoruz. Bilgisayarın yaygınlaşması, internetin ortaya çıkmasıyla birlikte, kitaplarla olan bağımız zayıfladı. Bu bağ her geçen gün inceldikçe inceliyor ve kopma noktasına doğru gidiyor. Kitapların baskısı bin olmasına rağmen, tozlu raflarda uzun bir süre okuyucusu tarafından keşfedilmeyi bekliyor. Son yapılan bir araştırmaya göre, gençler arasında kitap okuma oranının yüzde on ikilere kadar düştüğü görülüyor. Bu araştırma, durumun vahametini açıkça ortaya koyuyor.
Lise ve üniversite gençliğinin zamanının büyük bir bölümünü televizyonun ve internetin başında geçirmesi, kitap okuma oranının bu kadar düşmesinin en önemli, belki de birinci sebebidir. Eğitim düzeyi yükseldikçe, okuryazar oranı arttıkça, kitap okuma oranı azalıyor. Bu durum, eğitim sistemimizin ciddi bir eksikliği olarak gözüküyor. Kitap okuma oranının her geçen yıl azalması karşısında, yetkililerin herhangi bir tedbir almamış olması oldukça düşündürücüdür.
Kitap fiyatlarının bir çay ve simide denk düşecek kadar düşük olması bile kitapların satışına yansımamıştır. Nüfusu seksen milyona dayanan, bunun büyük çoğunluğunun genç nüfustan müteşekkil olması ve aynı zamanda yirmi milyonu bulan öğrencisi olan bir ülkede, en değme edebiyatçıların bin adet basılan kitaplarının raflarda aylarca satılmayı beklemesinin izahını yapmak oldukça güç.
Yeni nesil edebiyattan habersiz bir şekilde yetişiyor. Birçoğunun, önemli edebiyatçılardan ve onların ortaya koyduğu ürünlerden haberi bile yok. Yeni nesil, hiçbir emek sarf etmeden, usta çırak ilişkisini yaşamadan, oturdukları bilgisayar ekranının karşısında çokbilmişlik havalarına girerek yazarlığa, şairliğe soyunuyor. Kimseyi de beğenmiyorlar, eleştiriye tahammülleri bile yok. Türk edebiyatının önemli bir isminin gençlerle yaptığı dar kapsamlı sohbetlere bazen şahit oluyorum. Gençlerin tavır ve davranışları beni oldukça şaşırtıyor. Seksen ve doksan kuşağı gençliğinde var olan saygı ve hürmetin, iki bin kuşağı gençliğinde bu değerlerin bir karşılığının olmaması, aksine saygısızlık olarak tezahür etmiş olması, insanı rahatsız ediyor. Gençlerin büyükleri karşısında kırk yıllık ahbap gibi davranması, karşısındakinin sözünü pat diye keserek lafa girmesi aynı zamanda patavatsızlık yönlerini de ortaya koyuyor. Geçtiğimiz aylarda Türk hikâyeciliğinin önemli bir isminin (ismini duyduğumuzda hâlâ hazır ola geçer, kendisiyle karşılaştığımızda yanında en fazla bir dakika durabilir ve bu sürede de terden sırılsıklam oluruz.) katıldığı ve büyük çoğunluğu üniversite öğrencilerinden oluşan gençlerin bu üstadımızın eserlerini hiç okumadıkları halde ukalaca davranmaları, saygı sınırlarını aşan davranışları karşısında şaşırıp kalmıştım. O gün, bu tür etkinliklere katılan, şimdi ise uzak duran çok kıymetli bir dostuma hak verdim.
Bu ülkede bir şairin, bir hikâyecinin, bir pop sanatçısı kadar değeri yoksa, o ülkenin geleceğinden endişe duymak gerekir. Kendi kültür değerlerimizi bir kenara koyarak yeni bir nesil yetiştiremeyiz. Böyle bir nesille bu ülkeyi ayakta tutmak, iddia sahibi yapmak imkânsızdır. Bu ülkede Türk edebiyatı, savaş yıllarında, yokluk yıllarında bile dünya düzenine karşı sözünü söylemiş, özellikle şairlerimiz bu işin öncülüğünü yaparak, Türk milletinin batı karşısındaki duruşunu ortaya koymuşlardır. Yeni nesle bu gerçeği aktaramadığımız, gençliğin Türk edebiyatının önemli isimlerinden habersiz olmalarından açıkça belli.
Bir grup arkadaşla; Türk şiirinin yaşayan en büyük şairlerinden birisi olan İsmet Özel ve Çağdaş Türk Düşüncesi üzerinde yaptığı çalışmalarla önemli bir boşluğu dolduran Prof. Dr. İsmail Kara'nın Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde iki yıldır devam eden derslerini takip ediyoruz. İsmet Özel'i tanıdığımız 1987 yılından beri aradan yirmi bir yıl geçmiş. Yine, Prof. Dr. İsmail Kara'yı takip etmemiz on beş yılı bulmuş ve biz hâlâ o ilk günkü heyecanla bu isimleri takip ve istifade etmeye devam ediyoruz.
Yirmi yıl önce yolu İsmet Özel'le, Prof. Dr. İsmail Kara'yla kesişenlerin bugün öncelikleri değişmiştir. İsmet Özel, bu kişiler için "şiiri değil, parayı seçtiler" demektedir. Bu değerli iki düşünce adamının derslerini bir avuç insanın takip etmesi, Türk edebiyatının ve düşüncesinin gittiği yönü acı da olsa ortaya koyuyor.
Yeni neslin kitaba olan ilgisizliğine inat, biz hâlâ yirmi yıl öncesinin heyecanıyla, kitapla olan dostluğumuzu sürdürüyoruz. Sahaflara uğruyor, önemli isimlerin eski baskı kitaplarını alıyoruz. Bunu yaparken de, ilk gençlik yıllarımızda yaşadığımız duyguları yaşıyoruz. Kitapların arasında zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile olmuyoruz. Modern çağ, bütün güzellikleri yıkarak, her şeyi sıradanlaştırıyor. Kitapla olan dostluğumuzun yeni nesilde bir karşılık bulamaması, modern çağın bir hastalığı olsa gerek.
31/08/2010 Milli Gazete
Haftanın Köşe Yazıları












